Bu makalenin amacı, değerli iki tarihi şahsiyet -kendi çağlarında düşünce ve aksiyon mimarı olarak kabul edilen Hüccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî (ö. 1111) ile Fethullah Gülen Hocaefendi (ö. 2024)- arasında, fikir bakımından örtüşen yönlerden ziyade ayrışan noktaları incelemektir.
İslâm düşünce tarihinde büyük isimler arasındaki ilişki, çoğu zaman bir “karşıtlık” değil, süreklilik içinde eleştiri şeklinde tezahür eder. Bu bağlamda Gazzâlî, hem kelâm, tasavvuf ve felsefe alanlarında açtığı ufuklarla, hem de sonraki asırlarda düşünceyi belirleyen güçlü etkisiyle merkezî bir konumda durur. Gülen ise, Gazzâlî’ye derin bir saygı beslemekle birlikte, onun bazı yaklaşım ve tercihlerinin tarihsel bağlamda doğurduğu sonuçları eleştirel bir dikkatle yeniden okumayı teklif eder.
Bu eleştiri, ne bir reddiye ne de bir otorite yıkımıdır. Aksine Gülen’in tavrı, Kur’an ve Sünnet merkezli bir düşünce disiplini içinde, denge, objektiflik ve bütünlük arayışının bir tezahürüdür. Tevhid telakkisinden akıl-kalp ilişkisine, aklî delillerin konumundan haşir anlayışına, siyaset-devlet ilişkilerinden tekfir diline kadar uzanan bu eleştiriler, İslâm düşüncesindeki bazı tıkanmaların nedenlerini sorgulama çabasının ürünüdür.
Bu makalede, Gülen’in Gazzâlî’ye yönelttiği eleştiriler, tematik başlıklar altında ele alınmakta; söz konusu eleştirilerin arka planındaki metodolojik hassasiyet, epistemolojik tercih ve tarih bilinci ortaya konulmaktadır. Böylece amaç, iki büyük düşünürü karşı karşıya getirmekten ziyade, aynı hakikat arayışının farklı istikametlerde aldığı biçimleri anlamaya çalışmaktır.
Araştırmalar sonucunda ulaştığım, düşünce bazında farklılık gösteren ve dikkat çeken bazı hususları 11 başlık altında, konu bazlı olarak incelemeye çalışacağım:
1. Tevhid Telakkisi
Gülen, Gazzâlî ve İbn Arabî gibi ehlullahın bazı beyanlarına mâkul bir mahmil bulmak gerektiğini söyler. Dahası, kalben ve vicdanen hissettiğimiz meseleleri anlatabilmek için, ehlullahın bazı tevile muhtaç yollara başvurduğu gibi, bizim de bu yollara girmememizi önerir.
Meselâ, “Lâ ilâhe illallah” avamın tevhididir, onlara göre. Hâlbuki Efendimiz (as), “Ben ve benden evvel peygamberlerin söylediği en efdal söz, Lâ ilâhe illallahtır.” buyurur. Yani Efendimiz’in söylediği sözler içinde en faziletlisi yine “Lâ ilâhe illallah” oluyor. Gazzâlî ve ondan mülhemen İbn Arabî buna “Avamın tevhididir.” diyorlarsa, bu, Efendimiz’e avam demiş olma mânâsına gelir ki, kabul etmek mümkün değildir. (Kur’ân’ın Zahir ve Batını, Çizgimizi Hecelerken)
Gülen’de görülen bu hassasiyet, Kur’an ve Sünnet eksenindeki düşünce istikametinin doğal bir sonucudur.
2. Kalb-Kafa Bütünlüğü
Gazzâlî’nin fikrine göre, aklı meâş, aklı meâde dönüşmelidir. Yine Mevlâna da bu konuda, aklı türâbî, aklı semavîye inkılap etmeli düşüncesindedir. Gülen ise, akıl ile kalbin izdivacının gerçekleştirilmesi gerektiğini savunur. Şayet bu yapılmazsa, uzun bir süre daha bu iç çelişkilerin devam edeceği tezini ileri sürer. Gülen’in bu farklı duruşu, bir dönüşümden ziyade bütünlük vurgusudur. (İslam’ın Büyüsü, Işığın Göründüğü Ufuk)
Ayrıca muallimlere kalb‑kafa bütünlüğünü şiar edinmeleri gerektiğini söylediği bir başka yer de vardır. Bu bağlamda, Gazzâlî’nin aydın semasında Pascal’ı unutmasınlar diyerek bütüncül bakışı dolaylı biçimde ifade ettiği görülür. (Maarifimizde Muallim, Çağ ve Nesil-1)
Gülen, düşünce sistemindeki bu tıkanıklığı aşmak için Fatih Sultan Mehmet dönemindeki girişimlerin maalesef beklenen sonucu vermediğini söyler. Dahası, bütün bu olumsuzlukları aşmayı ve kendi kaynaklarımızdan beslenen bir düşünce sistemi, yani bir millî felsefe geliştirmeyi ne kadar arzu ettiğini ifade ederek adeta bir inkisarını ekler. Bu tıkanıklığın bir nedeni olarak ise, bazı kişilerin İbn Rüşd ve Gazzâlî Tehâfütleri’ne takılıp kaldığını ve bunları aşabilecek bir düşünce ortaya koyamadıklarını belirtir. (Hayat Felsefemiz, Ruhumuzun Heykelini Dikerken)
3. Objektif ve Subjektif Çizgi
Müessirden esere veya eserden müessire gitmek, Allah’ın varlığı ve birliği adına sağlam mârifete sahip olmanın yollarındandır. Gülen, müessirden esere gitme, yani Allah’tan eserlerine intikal etme yolunun subjektif olduğunu ve herkes için biraz kapalı ve zor olduğunu düşünür.
Gazzâlî’yi, bu zor çizginin takipçilerinden sayar. Gülen ise önyargısız, her insan için geçerli olan daha objektif yolu vurgular. Ona göre, bu yolda her insan eserden müessire giderek Allah’ın eserlerini izleyebilir. (Müessirden Esere Gitmek, Kendi Ruhumuzu Ararken)
4. Denge Felsefesi
Gülen, aklın ihmale uğramasının, pozitif (fen) bilimlerdeki duraksamanın ve Nizamiye Medreseleri’nin beklenen fonksiyonu yerine getirememesinin Gazzâlî dönemine kadar -şahsına duyulan saygı mahfuz- uzandığını söyler. Bu tespiti Bediüzzaman da Muhakemat adlı eserinde yapmıştır. Gülen’e göre bunun temel nedenleri, fen ile felsefenin henüz ayrışmamış olması ve siyasi koşulların buhranlı olmasıdır. (Bediüzzaman ve İmam Gazzâlî, Fikir Atlası)
Ayrıca riya ve ihlas konusunda, Gazzâlî’nin Muhasibi gibi düşündüğünü ifade ederek, dinde esas ölçünün zorluk değil kolaylık olduğunu vurgulayarak ondan ayrışır ve bu prensibin Nebi’ye (as) dayandığını vurgular. Her insanın kendi seviyesinin dikkate almasını, objektifliğin esas olduğunu ve muhasebe yaparken bile yenik düşmemek gerektiğini belirten Gülen, sorgulamada sürekli bir denge arayışını savunur. (Muhasebe ve Denge, Fasıldan Fasıla-2)
Başka bir yerde Gülen, Gazzâlî ve Muhasibi’nin eserlerindeki ihlâs mevzularının insanın gözünü açacak, yüreğini hoplatacak bir tonda olduğunu belirtir. Ancak günümüzde, o zatların ortaya koyduğu insan-ı kâmil resmine bakınca bazı kişiler ümitsizliğe kapılabilir ve hassaslardan hassas ölçüler karşısında ye’se düşebilir. Bu nedenle Gülen, denge hatırlatmasını tekrarlar. (Sanat ve Alkış, Cemre Beklentisi)
Gülen’e göre, Gazzâlî ve Muhasibî gibi insanların zirvelerde sürdürdükleri hayat, umum için objektif bir yol ve yöntem olduğu iddiasında bulunmamaktadır ve bulunamaz. Bununla birlikte, genel üslubumuz itibariyle ele alacağımız hususların herkes için geçerli olabilecek objektif meseleler olmasına dikkat etmemiz gerektiğini vurgular. (Dindeki Kolaylık Prensibi ve Büyüklerin Hayatı, Cemre Beklentisi)
Gülen, Gazzâlî’nin maddeye nispetle ‘ruhçuluk’ yönünün ağır bastığını, “acbü’z-zeneb” meselesini izah ederken belirtir. Bu meselede Bediüzzaman konuyu insan geni ve kromozomları gibi maddi temeller üzerinden açıklar; oysa Gazzâlî, aynı konuyu madde ötesi bir perspektifle anlatır. (Acbü’z-Zeneb, Fasıldan Fasıla-1)
Yukarıdaki örnekler, felsefe, tasavvuf ve metafizik konularından seçilmiştir. Gülen’in ortaya koyduğu kritikler ise esasında daha ihtiyatlı ve dengeli bir pozisyonu yansıtır.
5. Siyaset ve Devlet İlişkisi
Devlet hayatında “olmazsa olmaz” konumunda bulunan müesseseler ve makamlar vardır. Bu makamlar, insanı gurura ve kibire itebilecek duyguları uyandırabilir. İnsan bu duyguları baskı altına alamaz ve aksine onların zuhuruna imkân verirse, önce fert, sonra da bu fertlerden oluşan müesseseler devlet ve millet için zararlı hâle gelebilir. (Makam ve Mevkinin Götürdükleri, Fasıldan Fasıla-3)
Gülen, bu tespitleri ile siyaset ve siyasilere mesafe koymak gerektiğini vurgular. Bu duruma bir örnek olarak hemen ardından Gazzâlî’yi anımsatır. Gazzâlî’nin, hayatında üç defa erbaîn yaparak bu krizleri ve manevi kirleri aşma çabasını anlatır. Dahası onun bu konuda hem kendisini sorguladığını hem de devlet-siyaset ilişkilerinin insandan manevi olarak götürebileceği hususları belirtir.
6. Aklî Delillerin Konumu
Gülen’in bir kitabında, farklı sohbetlerinden hareketle tevhid delilleri derlenmiş ve madde madde yazıya aktarılmıştır. Allah’ın varlığına dair icmali birkaç delil başlığı altında, toplam 17 aklî delil sıralanır.
Eserin sunumunda, Gazzâlî ve Mevlâna gibi büyüklerin hakikate varmada aklî delillerle meşguliyeti “vakti boşa zayi etmek” olarak gördükleri belirtilir. Onların, himmetlerini sadece aklî deliller toplamaya harcayan insanların hakikate ulaşmada güçten kesilip yorgun düşeceği tespiti de bir teşhis şeklinde aktarılır. Bu tutum, dönemin konjonktürü nazara alındığında anlaşılabilir. Ayrıca, aklî delilleri hedef hâline getirip diyalektik saplantısına düşmenin ne derece yanlış bir düşünce inhirafı olduğu kadar, onları tamamen nefyedip hafife almanın da düşüncede sığlaşma anlamına geldiği eleştirisi yapılır.
Dahası, iman esaslarının aklî delillerle desteklenmesinin çağımızda ciddi bir felsefi ihtiyaç olduğu vurgulanır. İnancın Gölgesinde isimli bu derleme eser, böylesi bir ihtiyaca cevap verme amacıyla hazırlanmıştır. (Takdim, İnancın Gölgesinde)
7. Ruh Hakkındaki Yorumlar
Gazzâlî’ye göre ruh hâdistir; yani sonradan meydana gelmiştir.
Gazzâlî, ruh-beden ikiliği üzerinde durduğu yerlerde, bedenin zâtî kıymetinin bulunmadığını hatırlatır ve nazarları, hakikat-i insaniyeye dair tanımladığı ruha çevirme istikametinde yapar.
Diğer taraftan Gazzâlî, kemal-i hassasiyetiyle ruhun cisim ve cevher olmadığını vurgular. Ona göre ruhun bedenle münasebeti, hulûl (içinde olmak) ve tahayyüz (mekan kaplamak) şeklinde değil, idare etme ve müessir olma tarzındadır. (Ruh ve Ötesi, Kalbin Zümrüt Tepeleri-3)
Gülen’in eleştirisi ise, ruhu özel bir âlem üzerinden izah ederken Gazzâlî’nin ayna gibi cismaniyete ait analojilere başvurmasına yöneliktir. Gülen, bu yöntemin maksadı tam olarak ifade edemeyeceğini belirtir. Ona göre her şeyden önce ruh, âlem-i emirdendir ve cismaniyet ölçütleri ile izah edilmesi neredeyse imkânsızdır.
8. Haşrin Mahiyetine Dair
Yeniden diriliş konusunda, “Bedendeki zerrelerin hepsi mi, yoksa insanın çekirdeği mahiyetinde olan asıl zerreler mi haşrolacak?” şeklindeki soruya uzun boylu cevap arayanlar olmuştur. Bu mevzuda Gazzâlî ile Fahreddin er-Râzî arasında farklı görüşler bulunmaktadır.
Gülen ise daha temkinli bir yaklaşım sergiler. Ayrıntılara girilmemesi yönünde bir tavır alır ve haşrin hakikatine Kur’ân ve hadislerin anlattığı şekilde inanılmasını önerir. “Meselenin bize ait olmayan yönünü Allah’ın ilmine havale ederiz” diyerek hem itinalı hem de teyakkuz eksenli bir duruş gösterir ve bu yönüyle Gazzâlî’den ayrılır. (Yeniden Diriliş Keyfiyeti, Ölüm Ötesi Hayat)
Gülen’e göre, dinde halk arasında imanın şartları olarak bilinen altı esasa inanmak temeldir. Bu temeller üzerinde fazla teferruata dalınması, aralarında siyah-beyazı yansıtacak ölçüde derin ve farklı yorumlara girilmesi doğru değildir. Fahrüddin Râzî ve Gazzâlî örneğinde olduğu gibi haşir mevzuunda küçük yorum farklılıkları her zaman olabilir; ancak bir tek şart vardır: temellerin sarsılmaması. Bu ilke, Gülen’in çizgisini ve kaydını ortaya koyar. (Zaruriyat ve Fuzuliyat, Gurbet Ufukları)
Kabir azabı hakkında Fahreddin Râzî ile Gazzâlî’nin farklı görüşleri vardır. Bunlardan biri, azabın ruh ve ceset tarafından birlikte hissedileceğini söylerken, diğeri sadece ruhun azap göreceğini ifade eder. Gülen’e göre ise bu tür meselelerde, yalnızca kabir azabının teferruatına dair değil; aslı Allah ve Resûlü (as) tarafından beyan edilmiş ve teferruatına dair bilgi verilmemiş her İslâmî konu hakkında fazla spekülasyona girmemek gerekir. Böylece, benzer konular üzerinde ileri-geri fikir beyan etmemek bir ölçü olarak kabul edilebilir. (Kabir Azabı, Fasıldan Fasıla-2)
Gülen ayrıca, Gazzâlî’nin İbn Sînâ’yı bu konuda yanlış anladığını belirtir. İbn Sînâ haşri kabul ettiğini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Buna karşın Gazzâlî, İbn Sînâ’nın “ba’sü ba’de’l-mevt”i kabul etmediğini ileri sürerek ona ciddi eleştiriler yöneltmiştir. Ancak Gülen’e göre, İbn Sînâ’nın haşirle ilgili problemi aslında aklen ispat edilemezlik ile ilgilidir ve böyle düşünenlerin sayısı az da değildir. Böylelikle itirazının gerekçesini de temellendirir. (Ruh ve Ötesi, Kalbin Zümrüt Tepeleri-3)
9. Düğümlenen Dönüm Noktası
Gülen, bir Rönesans tarifi yapar. Ona göre, dinamizmini dine hizmet düşüncesi ve hakikati bulma arzusundan alan kahramanların devrine Rönesans dönemi denebilir. Bu zaman dilimi, hicrî üçüncü asrın başından başlayıp beşinci asırda zirveye ulaşan bir dönemi kapsar. Yaklaşık üç asır süren bu dönem, hem dinî hem de pozitif ilimler açısından bizim altın çağlarımızdır. Gülen, bu altın dönemin Gazzâlî’ye veya Nizamiye Medreseleri’ne kadar devam ettiğini de ilave eder. (İlim İçin Yolculuk, Kalb İbresi)
Görüldüğü üzere, zirve hem geçmişe nazaran ilerlemenin doruk noktası hem de geleceğe bakıldığında gerilemenin başlangıç noktası olan bir sınırdır.
Ayrıca başka bir eserinde Gülen, hicrî beşinci asırda bir düğümlenme olduğunu tespit eder. Bu düğümlenmede Nizamiye Medreseleri, âdeta hem bir baş hem de son gibi görünmektedir. Böylece tıkanıklık döneminin temellerini eleştirel bir bakışla ortaya koyar. (Kültür Hayatımız Adına Beklentiler, Prizma-1)
10. Usûlüddin Prensiplerine Riayet
Bir insan, dini açıdan bir problemle karşılaştığında, Kitab’ı, Sünnet’i, icmayı ve kıyası bilmeden, ayrıca fıkıh kitaplarının ne dediğini/demediğini öğrenmeden kendi başına hareket etmemeli ve söz söylememelidir. Gülen, çözüm aranan bir konuda söz söyleyebilmek için öncelikle usûl ve füruu ile temel kaynakların çok iyi bilinmesi gerektiğini hatırlatır. Ardından, sahabe, tâbiîn ve müctehidlerin hayatlarını örnek vererek bir sınıflandırma yapar.
Hemen ardından, Gazzâlî ve Bediüzzaman gibi şahsiyetlerin o konuda bir şey söyleyip söylemediğinin araştırılması gerektiğini savunur. (Farklı Kültür Ortamları ve Temel Disiplinler, Cemre Beklentisi)
Esasında bu ilkesel duruş, Gülen’in usûlüddin prensiplerine saygısının bir ifadesidir. Zira asıl ölçü ve mihenk, Kur’an ve Sünnettir. Burada dengeli bir yaklaşım benimser; kimilerinin yaptığı gibi insanları ne abartır ne de alçaltır, hakkın hatırını ali tutarak usûlüddin prensiplerine uygun bir sıralamada bulunur.
11. Tekfir Diline Tavır
Gülen, birbirine zıt rivayetler arasında bile tercih yapamayıp hepsine “Doğrudur” dogmasıyla yaklaşan buzdan kafaların ifratlara düştüğünü, buna bir tepki olarak bazı felsefecileri de tefritlere götürdüğünü tespit eder. İşte bu buzdan kafalar, zahirilerdir. Onları “Ehl-i Sünnet’in donmuş kafaları ve eblehleri” olarak da ifade eder. Filozofların reaksiyonları, esasında bu zahirilerden kaynaklanmaktadır.
Gazzâlî için ise, bu reaksiyonlar ve tefritler malesef onu tekfir diline kadar götürmüştür. Gülen, bu bağlamda o dönemdeki dilin keskinliğini eleştirir. (Din, Hikmet ve Kuvvet, Prizma-1)
Sonuç
Bu çalışma boyunca görüldüğü üzere, Gülen’in Gazzâlî’ye yönelttiği eleştiriler, şahsî ya da polemikçi bir tavrın ürünü değildir. Bilakis bu eleştiriler, İslâm düşüncesinin yeniden dengeye kavuşması, akıl-kalp bütünlüğünün sağlanması ve dinî hakikatlerin herkes için anlaşılabilir, taşınabilir ve yaşanabilir bir çerçevede sunulması arzusuna dayanır.
Gülen, Gazzâlî’yi ne bir “hata yığını” olarak görür ne de dokunulmaz bir otorite mertebesine yerleştirir. Onu, kendi çağının şartları içinde büyük bir müceddit olarak kabul ederken; bazı yaklaşımlarının -özellikle akıl, felsefe, metafizik ve yöntem meselelerinde- sonraki asırlarda düşünsel bir daralmaya zemin hazırladığını ifade eder. Bu noktada Gülen’in farkı, “dönüştürme” yerine bütünleştirme, “tefrit” yerine denge, “öznel derinlik” yerine nesnel açıklık vurgusunda belirginleşir.
Tevhid anlayışında Sünnet merkezli bir hassasiyet, haşir ve ruh gibi metafizik konularda temkinli bir suskunluk, siyaset ve devlet ilişkilerinde mesafe ahlâkı, usûlüddin prensiplerinde ölçü ve sıralama bilinci, tekfir diline karşı açık bir itiraz; Gülen’in Gazzâlî’den ayrıldığı ama aynı zamanda onu aşmayı hedefleyen çizgisini netleştirir.
Son kertede bu eleştiriler, İslâm düşüncesinde bir kopuşu değil; eleştirel sadakati temsil eder. Gülen’in Gazzâlî okumaları, geçmişi mahkûm etmek için değil, bugünü ve geleceği inşa edebilmek içindir. Bu yönüyle söz konusu eleştiriler, yalnızca bir âlim değerlendirmesi değil; aynı zamanda İslâm düşüncesinin yeniden üretilebilmesi için yapılan metodolojik bir çağrı olarak okunmalıdır.
Kaynakça:
- Kur’ân’ın Zahir ve Batını, Çizgimizi Hecelerken
- İslam’ın Büyüsü, Işığın Göründüğü Ufuk
- Maarifimizde Muallim, Çağ ve Nesil-1
- Hayat Felsefemiz, Ruhumuzun Heykelini Dikerken
- Müessirden Esere Gitmek, Kendi Ruhumuzu Ararken
- Bediüzzaman ve İmam Gazzâlî, Fikir Atlası
- Muhasebe ve Denge, Fasıldan Fasıla-2
- Sanat ve Alkış, Cemre Beklentisi
- Dindeki Kolaylık Prensibi ve Büyüklerin Hayatı, Cemre Beklentisi
- Acbü’z-Zeneb, Fasıldan Fasıla-1
- Makam ve Mevkinin Götürdükleri, Fasıldan Fasıla-3
- Takdim, İnancın Gölgesinde
- Ruh ve Ötesi, Kalbin Zümrüt Tepeleri-3
- Yeniden Diriliş Keyfiyeti, Ölüm Ötesi Hayat
- Zaruriyat ve Fuzuliyat, Gurbet Ufukları
- Kabir Azabı, Fasıldan Fasıla-2
- Ruh ve Ötesi, Kalbin Zümrüt Tepeleri-3
- İlim İçin Yolculuk, Kalb İbresi
- Kültür Hayatımız Adına Beklentiler, Prizma-1
- Farklı Kültür Ortamları ve Temel Disiplinler, Cemre Beklentisi
- Din, Hikmet ve Kuvvet, Prizma-1

