“Günümüz insanı, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, çoğu zaman kendini dünyevi kazançların ve bitmek bilmeyen arzuların içinde buluyor. Ancak insanın özünde var olan iyilik, fedakârlık ve yüce hedeflere yönelme kabiliyeti, her zaman yeniden filizlenecek bir ortam bekliyor. Bu potansiyeli fark edip daha yüksek hedeflere göre toplumu harekete geçirenler başarılı işler yapıyor.”
Dindarım diyenden en sekülerine kadar hemen her kesimden insan, dünyevi kazanca kilitlendiği için bencillikten kurtulamıyor. Birçoğunun kusurlu davranışlarının arkasındaki bu tercih, sâri bir hastalık gibi toplumu derinden etkiliyor. Allah’a bağlı olduğu sanılanların bile kalbi, dünyevi menfaati görünce kıpırdamaya başlıyor, çoğu, ömrünü bitmek bilmeyen arzularını tatmin yolunda tüketiyor.
Dünya nimetleri ahireti unutturuyor
İnanmışların çoğu, Yüce Yaratıcı ’ya tam teslimiyetin ne anlama geldiğinin farkında değil. Tüm ihtiyaçları gidereceğine inandıkları Allah’a yeterince güvenmeyenler, O’na içten gelerek yönelme gereği duymuyor. Namazda, hatta hacda bile dünyevi arzusundan sıyrılamayanın, O’nunla bağı göstermelik düzeyde kalıyor.
Allah’la kalbi bağ kuramayanlar, aşk ve şevkle ibadet heyecanı hissetmiyor, dualar istenen ölçüde içten gelerek yapılamıyor. Ruhi hayatı tanımayanın, ibadeti bazan açlık ve yorgunluk öteye geçemiyor. Uhrevi derinlik kaybolunca namaz, hatta okunan Kuran’dan bile dünyevi haz aranıyor.
Geniş toplum kesimleri hayatı dünyadan ibaret gördüğü için, çoğu ahireti hesaba katmıyor. Arzusunun esaretine girenler, dünyayı her şeyin önüne geçirip kulluğun semeresini bile dünyada bekliyor. Kullukta samimiyetle kat edilecek mesafenin farkında olmayanlar, isteksizce görev yerine gelsin diye ibadet ediyor. Evlat, mal, mülk, makam, şöhret gibi dünyevi beklentileri öne geçirenler çoğunlukta olunca taparcasına dünyaya peşinde koşma normalleşiyor.
Dünyanın esareti altına girenler, yüce yaratıcının insanlığı kuşatacak kurallarına uymayı gereksiz fantezi gibi görüyor. Samimi inançla hayata yön vermenin kıymetini bilmeyenler, daha da ileri giderek başkalarıyla dünyevi entrika yarışına giriyor. Bir kısmı mafyavari yapılarla ortak olup onların hile ve desiseleriyle erişilmez bir dünyevi güç hayali kuruyor. Diğerleri gibi aldatarak yol almak isterken yalan söylüyor, haksızlık yapıyor, ama hala Allah’la bağı olduğunu sanıyor.
Halbuki kulluğa kendini kaptıranlarda, his ve hevesler doğru adresi bulur. Gönülden ilahi güce yönelen samimi müminler, dünyevi istek ve arzularını kontrol altına alır. Hayatını Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenleyeceği için, cezbedici hevesler etkisini yitirir. Başkasına faydalı olmak için koşturup duran gönüllüler, ona tam güvendikleri için dünyanın büyüsüne kendini kaptırmadı.
Arzuların esaretinden kurtulmanın yolu yüksek idealler
Hoca efendi, “dünyevileşme hastalığından korunmanın yolunun, hayatı yüksek mefkureye göre planlamaktan geçtiğine” inanıyordu. Bu anlayışla hep çevresinden daha fazla gayret bekledi. “Yüksek idealler olmadan kimsenin kendini dünyevileşme kıskacından kurtaramayacağını” düşündü ve sürekli yeni hedefler verdi. Çıtayı yükselterek katılımcıların heyecanını diri tuttu, onlardan, bıkma usanma bilmeyen bir gayretle tüm dünyaya insani mesajları ulaştırmalarını istedi.
Cılız imkanlarla evlerle başlayan çabalara, zamanla küçük çaplı yurtlar eklendi. Bu ortamda yetişen çocuklar yukarı tırmanınca okullar ve dershaneler devreye girdi. Yurt içinde yüzbinlere ulaşan talebe kitlesinden mezunlara hemen yeni istihdam alanları bulundu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla geniş bir esnaf-eğitimci grubuna bağımsızlığa kavuşmuş belde gençliğine hizmet etme sorumluluğu verildi.
Kendi gelecek kaygılarını bir kenara bırakanlar, üstlendikleri görevle değer yargılarını yitirmiş soydaş çocuklarının elinden tutmak için bu ülkelere dağıldı. Yeni Türk cumhuriyetleri ile başlayan yurt dışı açılımı, önce Afrika’ya sonra Avrupa ve Amerika’ya kadar ulaştı.
Büyük bir özveri ile hayatını insanlığın geleceğini aydınlatmaya adayanlar, bu motivasyonla dilini kültürünü bilmediği ülkelerde önemli başarılara imza attı. Açılan eğitim kurumları kısa sürede akranlarıyla olan mesafeyi kapatarak bölgede kabul gördü.
Bencilliğin hâkim olduğu bir dünyada onlar, kendinden çok başkasını düşündüğü için nefsin isteklerini frenlemede başarılı oldu. Rol model olan bu insanların özverisi ve yüksek çalışma temposuyla gönüllü birlik havzaları oluşturdu.
Dünyayı elinin tersiyle itenlerin başarısı
Onlar dünyayı ellerinin tersiyle itti, mal, mülk, makam, mansıp peşinde koşmadı. Hayatlarını yüksek mefkurelere adadıkları için gönüllerde geniş yer buldu. Yoğun rekabetin yaşandığı insanların birbirinin üstüne basarak yükselmeye çalıştığı bazılarının imparatorluk hayalleri kurduğu bir dünyada, onlar kendilerini unuttu, top yekûn insanlığı yükseltme yolları aradı.
Önlerine çıkan hiçbir dünya nimetine kıymet vermedi, her şeylerini başkalarıyla paylaştılar. Esnaflar kendi işini riske atma pahasına mesaisini ve kaynaklarını ahiret için sarf etti. Eğitimciler aile çoluk çocuk derdini bir kenara bırakıp birikimini bulunduğu yerdeki olumlu hizmetlere harcadı. Gençler ise, akranlarına belki az küçük yaştakilere rehberlik edip kültür değerlerini taşıdı.
-Dünyevi imkanları hedef olmaktan çıkaran bu idealistler için kişisel istek ve arzular geri planda kaldı.
-Bütün enerjilerini içinde yaşadığı topluma faydalı olma yolunda harcadılar.
Allah’ın emir ve yasakları, peygamber ashabının tavsiyelerine uydukları için hiçbir dünya nimetine takılıp kalmadı, başarıdan dolayı şımarıklığa kapılmadılar.
Hayatını bulunduğu topluma adayanlar, kimsenin hayal edemeyeceği büyük hedefleri gerçekleştirdi. Her şeyi maddede arayanların hâkim olduğu bir dünyada, ahiret öncelikli hayatı seçenlerin oluşturduğu sinerji başarıyı getirdi ve hizmetler giderek büyüyüp gelişti.
Onları umutla bekleyen anne babalar, belki bol maddi kazanç getiren işlerle uğraştığını göremedi. Ancak onların düzgün bir hayat sürmesinden yaşamlarını insanlığı geleceğine adamış olmalarından mutlu oldu dünyevi beklentilerini ertelemede zorlanmadı. Böylece dünyevi karşılığı yokmuş gibi görünen hizmetler kalplerde yer edindi.
Yüksek insani donanımı yolunda kullandılar
Gönüllüler, insanın yaratılışından gelen yüksek donanımların sadece dünya için harcanmasına razı olmadı.
Onlar da diğer insanlar gibi dünyevi arzularla karşı karşıyaydı; ancak kontrol altına almanın yolunu buldular. Birbirlerini ibadete ve fedakârlığa teşvik etti, maneviyatı geliştirip dünya prangasından kurtulmaya çalıştılar.
İmanlarını, tevekkül ve teslimiyetlerini artırmak için istişareyi esas aldılar.
Dünyayı ahiretin bir tarlası olarak gördü, basit dünyevi nimetlere takılıp kalmadı. Her türlü imkân sunulduğunda hiçbirine değer vermedi, sadece yüce yaratıcıyı memnun etmeye çalıştılar. Hep insanlığın yükselmesi toplumların refah düzeyinin artması için imkanları ölçüsünde yeni projeler ürettiler.
İlk yıllar sadece öğrenciler için ev açacak güce sahiptiler ve dişten tırnaktan artırıp küçük çaplı evler açtılar. Sonra ideallerini ulaşabildiklerine aktarıp onların da desteğiyle hizmetlerini büyüttüler. Her beldede hayatını başkalarına adayan insanlar arttı, heyecan yurt sınırlarını aşıp tüm dünyaya yayıldı.
Bir şekilde hizmetle yolu kesişmiş herkesin maneviyatını yükseltecek yollar buldu heyecanı diri tutular. Büyüklük yarışına girmemiş insanlar, hiçbir şeyi ekip arkadaşından sakınmayı düşünmedi. Aralarında bencilliği silip atmışların kurduğu birlik daha sağlam olduğundan herkes bir diğerinin yardımına koştu. Kul olmanın farkındalığı için geliştirilen yollar sayesinde, yüce yaratıcı önlerini açtı ve işleri büyüdü.
Hasılı: İnsan, çoğu zaman farkında olmadan dünyayı amaç hâline getirir. Dünyevi arzular öne çıktıkça maneviyat zayıflar, ibadetler şekle indirgenir. Kazanımlar artsa bile tatminsizliğin arkası kesilmez. Oysa dünya, peşinden koşulmaya layık değildir, belki anlamlı bir yolculuk için bir araç olabilir. Hayatını böyle bir yüce gayelere adayanlar; paylaşma-fedakârlık ve samimiyeti merkeze alınca başkalarına umut aşılar.
*Fethullah Gülen Hoca Efendinin “herkul.org” sitesindeki yazısından faydalanıldı.
İsmail S. Gülümser

