Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı, yalnızca bir güvenlik açığını değil; ihmal edilen psikolojik sorunları, aile içi kırılmaları ve kurumsal eksikliği ortaya çıkardı. Bu trajedi, görmezden gelinen küçük işaretlerin nasıl büyük felaketlere dönüşebileceğini gösterdi.
Kahramanmaraş Aysel Çalık Ortaokulunda 15 Nisan 2026’da bir öğrenci, 5 tabanca ile girdiği okulda 9 öğrenci ve bir öğretmeni öldürürken, 13 kişiyi de yaraladı. 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin saldırısı, Siverek meslek lisesindeki saldırıdan bir gün sonra meydana geldi.
Olayın yaşandığı ortaokul, kalburüstü semtlerden birindeydi ve aileler çocuk kaydettirmek için adres değişikliğini bile göze alıyordu. Yurt dışında benzerleri görülse de bu düzeydeki bir okulda daha önce böyle bir katliam yaşanmamıştı. Bir öğrenci, kendi okuluna gidip rastgele ateş açtı, ölüm ve yaralamayla birçok yavrumuz üzerinde derin travmalar oluşturdu.
Öğle saatlerinde gerçekleşen silahlı saldırıda, öğrencinin elindeki 7 şarjörün bir kısmını bahçede kalanını da okul içinde kullandığı belirtildi. Öğrencilerin panik içinde kaçıştığı, bazılarının ise pencereden atlamaya çalıştığı görüntülere yansıdı. Veliler sabah koruyup kollaması için devlete emanet ettikleri çocuklarını ölü-yaralı ya da psikolojisi bozulmuş olarak aldı.
Suçluların önü açılarak üretilen kirli siyasetin sonuçları
Olayın faili, daha önce ciddi sorunları nedeniyle soruşturmalar geçirmiş eski bir emniyet görevlisinin oğlu. Baba, 15 Temmuz’dan sonra işlediği suçların üstü örtülerek KHK’lıların yerine getirilen emniyetçilerden biri. Öğrencinin sosyal medya paylaşımları, ondaki kusurlu ruh halinin çocuğa da yansıdığını gösteriyor. Ciddi problemlerin sinyali olan davranışlara emniyetçi baba-eğitimci anne ve diğerleri yeterince eğilmemiş.
Birinci sınıf emniyet müdürü ve polis başmüfettişi olan baba Uğur Mersinli’nin 14 yaşındaki oğluna iki gün öncesine kadar sadece görevlilerin girebileceği emniyetin poligonunda atış talimine izin verdiği biliniyor. Olaydan 4 gün önce eski katliamlardan (2014-Elliot Rodger) etkilenerek büyük bir planı olduğunu sosyal medya profilinde dile getirmiş.
Babası, oğlunun psikolojik sorunları olduğunu, İngilizce içerikli yazışmalar nedeniyle aralarında tartışmalar yaşandığını, tedaviyi aksattığı için depresyona girip cinayet işlemiş olabileceğini ifade etmiş. Yatak odasında kimsenin ulaşamayacağı kilitli bir sandıktaki silahlarla katliama giriştiğini söylemiş. Ancak çocuğun babadan aldığı cesaretle silahlı bir katliam planı yaptığı, eylemi onun silahlarıyla gerçekleştirdiği anlaşılıyor.
Babasının zorbalığından şikâyet eden çocuk, sosyal medyada onun kendisini boğarak öldürmeye çalıştığını ve bunun intikamını alacağını belirtmiş. Kadın kıyafetleriyle video çeken, jiletle kendini yaralayan, avucuna kalem saplayan, boğazına çizikler atan, ciddi sorunları olan bir çocuğun emniyet müdürü baba öğretmen anne dahil çevresinde ona olumlu destek verecek bir ortamın bulunmaması büyük bir talihsizlik. Tartışmalı olsa da çocuğun silahsız bekçi tarafından bıçaklandığı ve yaşamını yitirdiği açıklandı.
İktidar partisi, her türlü yolsuzluğu rahatça işlemek için etrafında dürüst insanların bulunmasına tahammül edemedi. KHK ile ihraç edilen güvenlik görevlileri toplumdan uzaklaşınca, yerine gelenler bırakın toplumu, kendi çocuklarını bile suçtan koruyamadı. Temiz siyaset gibi büyük iddialarla çıktıkları yolda geçmişe rahmet okutacak ölçüde kirli siyaset batağına saplandılar. Dönemlerinde tarihin tozlu raflarına kaldırılmış olan 80 öncesinin rüşvet ve yolsuzluk çarkı devletin her kademesine yayıldı.
Bugün hemen her mahkeme veya güvenlik biriminde pazarlık masaları kuruldu. Kıymetli tapu, karlı şirket ve sanayi kuruluşu sahipleri, çeşitli bahanelerle tutuklanıyor. Ardından yapılan pazarlığa göre belli oranlarda pay vermesi karşılığı serbest bırakılıyor. Kendileri doğrudan pazarlığa oturamadıkları için güvendikleri birisi aracılığıyla talep iletiliyor. Gizli saklı yapılanı meşru göstermek için “halife payı” diye bir kılıf buldular. Pazarlığı bir partili, danışman, sekreter, hukukçu, güvenlikçi, kendi yakınları hatta bazen çocukları yapıyor.
Varlık sahibi insanlara, bazı isimlerle oturup anlaşmaları gerektiği yoksa işlerinin engellenebileceği fısıldanıyor. Üst yönetim adına bu pazarlığı yapanlar kendilerine de pay alarak zenginleşiyor. Bakanlık koltuğuna kadar yükselen gariban Akın Gürlek’in yurt dışına taşan mal varlığının kaynağı, sahibi adına pazarlıktan kendine ayırdığı paylardan olduğu artık saklanamıyor. Bu işlemler, mevcut yönetimin rutinleri arasına girdiği için verilen payların rüşvet olmadığı gibi bir kanaat yayılıyor.
Kirli işlere bulaşmış olanların suistimale daha yatkın olması nedeniyle, yolsuzluğa açık insanların önü açtılar. Ahlaki açıdan zayıf karakter yapısına sahip görevlilerin ailelerinde sorunlar artarken, öndekilerin çocukları da bir şekilde suça bulaştı. Binali Yıldırım’dan Hakan Fidan’a kadar birçoğunun oğlu veya AKP’nin parlatıp sivrilttiği isimler, kirlilikten etkilendi rüşvet, uyuşturucu ve çirkin cinsel ilişkileriyle gündeme geldi.
Dürüstlerin çoğunu terörle suçlayıp ayıkladılar
Arka arkaya gelen ve katliam dönüşen son saldırının ardından Meclis yoğun tartışmalara sahne oldu. Öldürülen 9 çocuktan biri olan Yusuf Tarık Gül’e yapılan ayrımcılık gündemin ana konusuydu. Babasını yıllarca mağdur ettikten sonra, saldırıda hayatını kaybeden masum bir yavruya bile cüzzamlı muamelesi yapılması toplumun vicdanını yaraladı. Uzun süreden beri yakından tanıdıkları insanlara yapılan zulme sessiz kalan parti temsilcileri, ilk kez KHK’lıların yaşadığı sorunları gündeme getirme cesareti gösterdi.
Mağdur polisin çocuğunun cenazesine devleti temsil edenlerin özellikle katılmaktan kaçındığı konuşuldu. Mecliste, “son 10 yıl içinde yaklaşık 150 bin kişinin hukuksuz bir şekilde işten atıldığı, 3 milyona yakın insan hakkında terör soruşturması yapıldığı, KHK’nın çoluk çocuk ayırmadan herkesi mahkûm eden bir zulüm aracına dönüştüğü” dile getirildi. Refah Partisinden Suat Kılıç, “AKP’yi ayrımcılığa son verip adil davranmaya” davet etti. Yeni Yol partili Bülent Kaya, “Yusuf Tarık Gül’ün babası KHK zulmüne uğrayan 44 bin polisten biriydi ve cenazede bile ayrımcılığı maruz kaldı” diyerek, AKP li Cumhur başkanı ve bakanları vicdanlı olmaya çağırdı.
Mahmut Arıkan, “15 Temmuz’dan sonra zulme uğrayan babanın, önce ByLock kullandığı gerekçesiyle 4 ay cezaevinde tutulduğunu, sonra da pardon sende yokmuş denerek serbest bırakıldığını” anlattı. İşinden atılmış masum bir insan, 2021 yılında aynı gerekçeyle tekrar içeri alınmış altı yıl hapisten sonra beraat etmiş. Altı yaşında koparılan bir yavru on iki ikisinde tam babaya kavuşmuşken bu kez meşum bir saldırı ile hayatını kaybetti, kendini devletin yerine koyanlar ise bu durumdaki bir aileye bile ayrımcılığı sürdürdü. Babanın yaşadığı rahatsızlığı dile getirmesinden korkanlar, musibet zamanı yanında olmaya cesaret edemedi.
CHP‘li Ali Öztürk “bu çocuğun cenazesine hiçbir bakan katılmadı”. Saadet partisinden Şerafettin Kılıç 9. Çocuğun fotoğrafını göstererek, “babası KHK’lı polis memuru olan sadece bu çocuğun ismi vefat listesine özellikle küçük harflerle yazılıp ayrım talimatı verildi”. Mahmut Arıkan, “çocuklar için kılınan cenaze namazında bile politik saf tutmaya hiç utanmadınız? Hiç yüzünüz kızarmadı mı?” Diye sordu.
Ölümlerden birinci derce sorumlu olan iktidar partisi yakın dönemde muhalefetin okul güvenliği için verdiği tüm önerileri de reddetmiş. Güç gösterisi peşindekiler, okulda öğrencileri koruyamadı ve küçücük çocukların ölümüne göz göre göre izin verdi. Zamanında gerekli tedbirlerin konuşulmasını bile engelleyenler, hunharca katledilen bir ortaokul öğrencisine bile mağdur babası yüzünden zulmetti.
Yaşanan şokun etkisi henüz geçmemişken, öğrencilerin ciddi travmalar yaşadığı bazılarını tuvalete giderken bile korktuğu, kiminin gece uyuyamadığı ve korku içinde uyandığı basına yansıdı. Yaşanan acıları dindirmek için en küçük bir adım atma gereği duymayanlar, itirazları susturmak için binlerce sosyal medya hesabını kapattı, okulları tatil ederek muhtemel protestoların önünü kesmeye çalıştı.
DEM partiden Sezai Temelli “ailelerin geleceğini bina etmek üzere hayata hazırladığı yavrularının ölümüyle yıkıldığı bir ortamda hala siyasi hesap peşinde olmanın” utanç verici yüzüne dikkat çekti. İyi partiden Turhan Çömez “iktidar yaşanan acıların sorumluluğunu almadı ve olayı başka mecraya çekip unutturmaya çalıştı” dedi.
Muhalefetten gelen uyarılara parmak sallayıp tehditler savurarak susturmaya çalışan bir yönetimin hiçbir kabahati üstüne almadığı konuşuldu. DEM partili Kamuran Tarhan, “10 tane yavru hayatını kaybederken yönetimdekilerden hiçbiri istifayı düşünmedi, aksine hepsinin büyük bir kahraman edasıyla ortalıkta dolaştı.” “Maraş’ın yaslı gününde iktidar milletvekilleri halkın yanında olmadığı sırça saraydan siyasete devam etti.”
Olaydan ders çıkarmalı. Geleceğe güvenle bakabilmek için nerede hata yaptık ve nasıl düzeltebiliriz sorusu sorulmalı. Çocukların ruh sağlığını takip eden erken uyarı ve destek sistemleri kurulmalı, riskler geçiştirilmemeli, her konu hassasiyetle ele alınıp aile ve okul yönetimleri zamanında tedbire alıştırılmalı.
İsmail S. Gülümser

