TOPLUMSAL SORUNLARIN İLACI SAMİMİ İLİŞKİ AĞLARI  

ufuknoktasi
9 dk. Okuma

 

Küreselleşmenin hızlandığı çağımızda, birçok insan değerlerini kaybetme endişesi taşıyor. 

Ancak bu süreç, doğru yaklaşıldığında bir tehdit değil; insanlığı ortak değerlerde buluşturacak bir fırsata da dönüşebilir.

Güncelin içinde kaybolan, küreselleşmeyle kültürel değerlerini korumakta zorlanan insanlar, kendileri gibi herkesin de eriyip yok olacağı endişesiyle paniğe kapılıyor. Bu durum, insanın kendi hatalarının başkalarında da olduğunu düşünerek rahatlatma ve kendini temize çıkarıp sorumluluktan kaçış çabası. 

 

Krizler, değerlerin yükselişine zemin hazırlar 

İnançlar ve kültür değerleri, bugün sarsıntı yaşasa bile tehdit altında hissedildiği anda yeniden ortaya çıkar. Toplum yalnızlık duygusuna kapılırsa daha güçlü dayanışma arayışına girer ve kendi değerlerine yönelir. Yozlaşmaya karşı sorumluluk alma eğilimli artar ve topluma katkı yolu aranır. Ancak sıkıntılı dönemlerde kültürü koruma refleksi, bazen reaksiyoner davranışa kapı aralarsa ırkçılığın yükselmesine de vesile olur.  

 

Savunma amacıyla ortaya konan duygusallığa açık bu türden tepkiler bazen taşkınlığa yol açar. Ötekileştirilenleri yok etmek üzere harekete geçen art niyetliler, bununla toplumu ayrıştırabilir. Osmanlı’nın son döneminde Jön Türkler, farklı inanç ve kültürlere saldırmış, onları tehcire ülkeyi terke zorlamıştı. Benzer acılar yakın tarihte Bosna’da Bulgaristan’da yaşanmış, Türk ve Müslüman nüfus hedef alınmıştı. 

 

Küreselleşme ile bu tür ayrışmalar kısmen azalmış olsa da ortaya çıkan yozlaşmada toplumlar için ayrı bir probleme dönüştü. Halkın değer yargılarını temelden sarsan bu ortamın tahribatını onarmak uzun zaman ve çaba gerektirdi. Bu handikapları aşmanın yolu, herkesin kendi kültürünü yaşayacağı ortamı hazırlamaktır 

 

Sorunların çözümü insana sevgi ve saygıyı geliştirmekten geçer

Her ferdin, nimetlerin eşit paylaşıldığı insanca yaşanabilecek bir ortama ihtiyacı var. Bunun için; Ulaşabildiğimiz insanlarda saygıyı esas alan hoşgörü kültürünü geliştirilmeli, evrensel değerleri etrafında onları birleştirip farklı din ve kültürler arasındaki mesafeyi kapatmalı. Hiçbir din ve dünya görüşünü dışlamadan, toplumu ortak değerler etrafında bir araya getirme yolu aramalı. 

 

Farklı kesimlerin kendine referans kabul ettiği isimlerle kurulan ilişkiler geçmişte önemli etki uyarmıştı. Toktamış Ateş gibilerin Hoca Efendi ile el ele tutuşması, toplum kesimleri arasındaki mesafeyi azaltmıştı. Papa, ruhani liderler, İshak Alaton gibi sembol isimlerle yapılan görüşmeler farklı dinlere tepkiyi yumuşattı.

 

Tüm husumetleri unutup herkese gönüllünüzde yer açmanın, Bediüzzaman’ın “Hepiniz aynı yaratıcı tarafından dünyaya insan olarak gönderildiniz” diyerek çizdiği insanlık ortak paydasında buluşmanın, kimseye zararı yok. Bu türden evrensel değerlere karşı çıkan olmadığı Türkiye ve dünyada tecrübe edildi. Allah, “Ahsen-i takvimle yarattım” diyerek insanın özünde bir cevher taşıdığına işaret ediyor.

 

Gönüllülerin oluşturduğu hoşgörü iklimi

Gönüllüler bu potansiyeli geliştirmek için dünyanın dört bir yanına gitti, her insana el uzattı ve iyilikle buluşturma yolu aradı. Sevgi ve saygı temelli yaklaşımlarla birçok yerde huzur adacıkları kurdu. Değerlerini kaybetmek üzere olan toplumlarda, binlerce genç iyilik üreten ortamda eğitildi. Asya steplerinden Afrika’ya kadar yetişen gençler, kazandıkları donanımla şimdi her yerde insanlığa hizmet için koşturuyor. 

 

Süper güçlerin silahlanmayı özendirdiği bir dünyada, savaş ve çatışmaları sona erdirmenin yolu ayrışma sebeplerini ortadan kaldırıp çok güçlü birleşme vesileleri bulmaktan geçiyor.  Bu türden çabalar tesirini yitirirse, otoriter yönetimlerin çıkardığı kavganın tüm dünyayı sarması için küçük bir kıvılcım yeterli. 

 

Günümüzde savaş teknolojileri geçmişe göre daha yıkıcı. İran’ın nükleer projelerine karşı başlayan savaşta 80 milyonluk bir ülke bir ayda yıkılıp yok oldu. Hürmüz’ün tıkanmasıyla milyonlarca insanın hayat şartları ağırlaştı ve toplumun en zayıf kesimleri etkilendi. Ülke yönetenlerin tepkisel davranışları kontrol edilemezse yaygınlaşması muhtemel böyle bir savaşın sonuçları çok ağır olur. Silah gücüne güvenip çevreye saldıran liderler; Irak, Libya, Suriye’nin yıkımını hazırladı. Şimdi hedefte İran var, silahların her an Türkiye’ye çevrilebileceği ima yollu konuşuluyor.  Muhtemel yeni felaketleri önlemenin yolu, etkili ve duyarlı insanların her yerde uzlaşma zemini hazırlamasından geçiyor.  

 

Ön yargılar giderilmeli,

Dünyanın daha yaşanabilir bir yere dönüşmesi için ön yargıların giderilmesi şart. Farklı görüş mensuplarının körüklediği kin, nefret, ihtilaf ve çatışmalar, uzlaşma yolu açık tutularak çözülebilir. İslamofobi, gibi ön yargılar, iletişim kanallarını açık tutmayla tutarlı tavır ve davranışlarla temizlenir. Kimse başkalarına karşı savunma halinde kalarak gereksiz yere evhamlıları tahrik etmemeli. Bunun yerine insanlar arasında kurulacak doğrudan temaslarla karşılıklı tanışma fırsatı oluşturulmalı. Bireylerin birbirini yakından tanımasıyla önyargılar zaman içinde azalacaktır.   

 

Giderek sertleşen ortamı yumuşatmak için, daha geniş bir vicdanla hareket etmeli ve daha kapsayıcı bir bakışla olayları değerlendirip katılığı kırma yolu aramalı. Art niyetli toplum düşmanlarının aksine hizmet erleri, uzlaşma çabalarını artırmalı, kin-nefret ve karşılıklı oluşmuş yıllara dayanan husumetleri ortadan kaldırmak için çalışmalı. Herkese açık olmalı, her kesimle yakın ilişki kurmalı, her seviyede insanın gönlünde yer edinecek davranışlar sergilemeli. Hasılı, kimsenin kayıtsız kalamayacağı en inatçı kesimleri bile yumuşatacak yolları arayıp bulmalı.  

 

Sevgi ve saygıyı artırmaya yönelik çabalar, en katı kalpleri bile zamanla yumuşatacak ve toplum kesimleri üzerinde olumlu izler bırakacak, nefret batağına saplanmışlar bile dostluk elini geri çevirmekte zorlanacaktır. Nitekim gönüllüler tüm dünyada bunu başarıyla uyguladı farklı kesimleri yumuşattılar.

 

Toplumların birbiriyle kaynaşması

Dünyanın problemlerini sadece devletler arası anlaşmalarla çözmeye çalışmak bazen yeterli olmuyor. Toplumların birbiriyle doğrudan ilişki kurması ve karşılıklı oturup konuşmasıyla sorunlar daha kolay çözülüyor. Yeni nesillerin bu hoşgörü kültürüyle yetiştirilmesi geleceğin teminatı olacaktır.  

 

Toleranslı olma, herkesle yakın ilişki kurma onların etkisi altına girme anlamına gelmiyor. Aksine bir araya gelenler birbirinin birikiminden yararlanıp toplumun değer yargılarını yükseltecek yollar buluyor.  Diyalog fikrini sadece hümanistlerin kişisel görüşlerine dayandırmak yeterli değil. O semavi dinlerin hepsinin özünde yer alan mesajlar bütünü. Bu anlayışla hareket edenler, kalıcı ve güvenen dayalı ilişkiler kurabilir.  

 

Herkese kapılarını açan gönüllüler, farklı kesimlerle buluşup onlarla insanlığın ortak sorunlarına çözüm aradı. Başkalarına dinin kurallarını dayatmadan, dine aykırı davranışlardan uzak durarak, herkesten istifade etti. Şiddete karşı ortak mücadele önerip, insanları kavgadan uzak tutmaya çalıştı. 

 

İnsani kuralların, bütün toplumları kucaklayacak şekilde yansıtılması için çaba harcadı, kalıcı ilişki ağları kurdu.  Herkesin birbirine güvenle yaklaştığı, görüşünden dolayı kimsenin diğerini dışlamadığı ortamlar hazırlandı. Attıkları her adımın dinle çelişmemesine özen gösterdi, taviz vermeden kesişme yolu buldular. 

 

Kendi değer yargılarını korudukları gibi, başkasına saygıda kusur etmemeye özen gösterdiler. Birilerini memnun ederken, bağlı oldukları geniş kesimleri incitmediler. Yeni ilişkiler kurmaya çalışırken sıkı ilişki içinde olduklarını bir kenara itmeyi düşünmedi, onları üzmeden mesafe aldılar. Bütün mesailerini dünya barışı için harcarken, karşı çıkanların önce inadını kırmaya sonra da iknaya çalıştılar. 

 

Uzlaşmaya nefretle bakan kesimleri iknada zorlanınca, buna yatkın olanlarla işe başladı sonra daireyi genişlettiler. Hiçbir başarıyı tek başlarına üstlenmedi hep başkasının görüş ve önerisini dikkate aldılar. Her kesimle istişare meclisi kurdu, hepsinin görüş ve düşüncesinden faydalandılar.  Bazen iş uzasa da hep daha geniş katılımla iş yürüttü, problemleri, kollektif şuur ve genelin kabulüyle çözmeyi tercih ettiler.  

 

Fizibilite yapmadan beyin fırtınalarıyla farklı kesimlerin desteğini alacak yolları bulmadan adım atmadı, kimsenin yadırgamayacağı alternatiflerle işi büyütüp geliştirdiler.  Çok samimi niyetlerle hizmet ettikleri halde, attıkları her adımın makul ve konjonktüre uygun olmasına özen gösterdi, en küçük bir aykırılığa düşmemek için her fikre değer verdiler.

 

Farklılıkları çatışma sebebi değil, zenginlik olarak gördü, insanların birbirini tanıdıkça ön yargıların azalacağını güvenin gelişeceğini düşündüler. Evrensel değerleri esas alan görüşmelerle, kesimler arasında kalıcı köprüler kurdular. İnsanlığın ayrışmayla, değil, ortak iyiliği büyüttüğünde gerçek gücüne ulaşacağına inandılar. Daha geniş bir vicdan, daha kapsayıcı bir bakış ve samimi bir diyalogla, dünyayı herkes için daha yaşanabilir bir yer hâline getirmek için çaba harcadılar. Gittikleri her yerde başarılı projeler yürüttüler.

*Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin “herkul.org” sitesindeki yazısından faydalanıldı.

İsmail S. Gülümser

Paylaş
Yorum yapılmamış