Değerlerin aşındığı, adaletin zedelendiği dönemlerde toplumlar büyük sınavlar veriyor.
Ülkemiz tarihinin hiçbir döneminde din, bu ölçüde siyasi istismar konusu olmadı. Mukaddes değerleri kullanarak toplumdan yetki isteyenler, kirli işleri açığa çıkınca güvenlik bürokrasinin yıkıp dağıtarak yargı kıskacından kaçmaya kalktı. Dini yönetim hilafete geçme gibi vaatlerde kandırdığı partililerin desteğiyle halkın tüm olumlu değerlerini yok ederek aklanacağını sandı.
Dini suçlarını meşrulaştırmada kullandılar
Din deyip dinin tüm değerlerini yok sayan bir anlayış, adeta ülke yönetimini gasp etti, istedikleri sonuca ulaşmak için yalan söyledi, iftira attı, hedefe koyduğu insanların malını mülkünü elinden aldı, kitleleri aldattı. Her gün dinin en muhkem hükümlerini çiğnedikten, aldığı yetkiyi masumlara eziyet ve işkencede kullandıktan sonra da yapılan çirkin işlerine dinden dayanak uydurdular.
Dinin haram kıldığı her yasağı çiğnedikleri halde, bütün bu sapkın davranışlarını dini argümanlara sararak halkı kutsal değerlerle uyuşturdular. Haramla kazanılan paranın hesabından kurtulmak için ürettikleri gerekçelerle toplumun dini değerlerini aşındırdı dejenerasyonla meşruiyet kazanma yolu aradılar. Dine isyan bayrağı açtı, ama kendileri hakkında ahir zamanda gelmiş Mehdi kanaatini yaydılar.
Fakirlikten gelmiş hep lüks ve debdebe hayali kurmuş insanlar, para zaaflarını toplumdan sakladı. Ele geçirdikleri basını ve emir kulu haline getirdikleri memurları kötülüğü normalleştirmede kullandılar. Toplumun malını yağmalamayı bile kutsal amaç için yapıyoruz deyip halkın desteğini beklediler.
Kusurlarına dinden dayanak uydurdular
Bazıları yapılanı tiksinerek izlerken, kimi de onlara benzemek isterken değer yargılarını kaybetti. Birikimli insanlar ise sözle tavır arasındaki büyük çelişkiyi görünce araya mesafe koydu. Ancak yalanlarla kandırılan geniş bir kitle, onları dinin hamisi gibi gördü ve büyük kusurların dinde karşılığı olduğu zannıyla destekledi.
“Dindarım” diyenler din düşmanlarından daha çok dine zarar verdi.
Tarihte her yıkılış döneminde görülen kokuşma bugünün Türkiye’sinde yaşandı. Dindarların yetkilerini rüşvet ve yolsuzlukta kullanmasıyla yozlaşma zirveden tabana doğru yayıldı. Helal-haram titizliği bir kenara bırakıldı, bütün kutsal değerler çiğnendi ve kendi aralarında yüz kızartıcı çarpık bir din anlayışı geliştirildi. Menfaat uğruna işledikleri hatalar yüzünden bazıları inancından utandı, kimi ise dinden koptu.
Adalet ve doğruluğu ile kendini kabul ettirmiş bir değerler sistemi bugünkülerin elinde her şeyini yitirdi. İslam’ın bütün değerlerini terk etmiş bir yönetim halka din pazarladı. Din adını yapılan aldatmaya cihat gözüyle bakan bir kitle türedi. Geçmişten beri dürüstlüğüyle bilenen insanlar, öndekileri taklit edince, rüşvet ve haram parayla servet biriktirmeye alıştı. Şefkat merhametiyle ün yapmış bir geçmişe dayanıp yetki alanlar, bütün bu değerleri yok ettikleri için ülke her alanda batağa sürüklendi.
Güç aparatına dönüştürdükleri dinle saygı ve sevgiyi tükettiler
Zayıfların sığınağı olan din ve dindarlar, güç gösterisi peşinde koşan bir zümrenin elinde zulüm aparatına dönüştü. İnsana saygıyı esas alan bir dini kullananlar, toplumdan sevgi ve saygıyı söküp attı. Hakkın ve adaletin temsilci pozu verenler, adaleti yok ederken bile doğruluk ve dürüstlük vaazıyla safları kandırdı.
Dünyevi zevk ve istekler öne çıktığından, insanların dinin kuşatıcı ikliminden faydalanması engellendi. Yanlışa karşı durma cesareti gösterenler fişlendi, işi elinden alındı. Topluma faydalı olma gayretiyle koşturup duran samimi müminler, militan gibi hareket eden polisler tarafından köşe bucak her yerde izlendi.
Eşkıyaların bile yapmadığı kötülükler, dönemin “SS polisleri” tarafından masumlara uygulandı. Rejimin zaptiyesine dönüşenler, Allah korkusunu ve halktan utanma duygusunu tamamen kaybetti. Haram helal ahirette hesap vermeyi defterden silenler eliyle samimiler toplumdan dışlandı. Önlerine çıkanı ezip geçmesi istenenler, toplumun en faydalı bireylerini yok etme rolünü üstlendi. Kendini sistemin muhafızı görenler, toplumun saygı duyduğu insanların kapısını kırıp götürdü.
Ülkenin sahibi olma iddiasındakiler, hedefe koyduğuna her türlü zulüm ve işkenceyi meşru gördü. Müstakim olduğu bilinenler, çalmaya alıştırıldı ve hırsızlık sıradan hale getirildi. Kendileri toplum malını üstüne geçirirken, halkı yanlıştan korumaya çalışanların fedakârlığı suç gibi gösterildi.
Enerjilerini toplumun hakkını gaspta harcadılar
Muhataplarını yok etmeyi düşünenlerin oluşturduğu kirlilikten hemen herkes etkilendi. Kalpler katılaştı, acıma duygusunu çıkarıp atması istenenler, halka parya gibi davrandı. Nefret objesi haline getirilenler, mağdurların topluma katkı için yaptığı her desteği ihanet gibi gösterip onları suçladı. Fertler enerjisini toplumun hakkını gaspta kullandığı için dindar yönetimde rüşvet-suistimal yayıldı.
Halkın malını ele geçirme hırsıyla hareket edenlerin yaptığı her yeni düzenleme yüzbinlerce insanı etkiledi ve sırayla kötülükten herkes nasibini aldı. Vicdanların katılaşmasını istemişlerdi, çevrelerindeki geniş bir kitle insaf duygusunu çıkarıp attı. Diyanetten haksızlığa arka çıkmasını beklediler ve topluma doğruyu aktaracak bir camiayı hilafet hikayeleriyle avutup yanlışa alet ettiler. Bugünlerde her şeyi meşru gören din temsilcilerinin işlediği günah ve ayıplar medyaya yansımaya başladı.
Yalana kananlarla geniş bir menfaat çetesi kurdular, karşı çıkanlara akıl almaz bahaneler ve profesyonelleri imrendirecek senaryolar uydurdular. Hitleri geçen soykırımla toplumu sindirdikleri halde, kendilerini adaletin temsilcisi gibi sundular. Kameralar önünde dini bütün mütevazi bir görüntü verirken, perde arkasında şeytani fikir üreten merkezlerin önerilerine göre ülke yönettiler.
Sırayla her kesim zulümden nasibini alıyor
Zulüm ve işkenceden her kesim nasibini aldığı halde, mağdurların hamisi edasıyla dolaştılar. İşledikleri cürümlere toplumu alıştırdı, hata ve kusurları günlük yaşamın kaçınılmaz parçası gibi gösterdiler. Ahde vefa, emanete sahip çıkma gibi fazilete dair gömlekleri çıkarıp attılar. Kısa yoldan sonuca ulaşmak için yüzleri kızarmadan yalan söyledi, dost diye itimat kazandıktan sonra istedikleri anda sırtından bıçakladılar.
Sadece menfaatleri söz konusu olduğunda hak-hukuku hatırladılar, başkalarının hakkını ise çıkarları uğruna kolayca çiğnediler. Yürekten Allah’a yönelen onun emri doğrultusunda amel edenleri “enayilikle” itham etti, merhamet duygusunu yitirmeyen müşfikleri ilk fırsatta sırtlarında attı yerine kirli ortaklar buldular.
Din bezirganlığı yaptıkları halde, onun güzelliğini yansıtacak bir davranış ortaya koyamadılar. Başkalarının ürettiği her hizmeti kıskandı ellerinden alıp sahiplenmeye kalktılar. İftiralarla binlerle ifade edilen hayırlı işleri yakıp yıktı, hayatını ortaya koymuş fedakâr gönüllüleri hapse atıp hizmetlerini engellediler. Samimi müminlerin tutarlılığını, yardımlaşmayla hizmet üretmesini hazmedemeyen cahiller ordusu, hepsini tahrip ettikten sonra emek vermeden sopayla toplumu düzeltmeye kalktı.
Mabet düşmanlarının desteğiyle masumları ezdiler
Mabedi yıkma derdiyle yanıp tutuşanlar, dindar biri tarafından toplumun hayat damarlarının kesilmesini ellerini ovuşturarak destekledi. İşlenen cinayet düzeyindeki cürümleri kötülük üreten merkezler sahiplendi. Din dedikleri halde günaha batmış zavallılar yüzünden kötülük yayılırken, yalan iftira ve rüşvetle yurt dışındaki olumlu hizmetleri bile yıkmaya kalktılar.
Yoğun baskı ve zulmün yaşandığı bir dönemde iyilerin yanında yer alıp doğruluğu korumak kolay değil.
Bugün çok güçlü görünenlerin durumuna bakarak aldanmamalı. Kısa vadede kötülük baskın görünse de uzun vadede hak yolunun yolcuları yüce yaratıcının desteğiyle mutlaka öne geçer. Hatadan dönmeleri için zalime verilen süre dolduğunda hiçbir servet ve maddi güç onları kurtaramaz.
Zulümle yükselenler geçmişte kıskıvrak yakalandığı gibi bugünkülerinde yıkılıp gittiğine, adaletin galip geldiğine bir kez daha dünya şahit olur. Allah zalimden onların öcünü aldığı gibi bir gün kazdıkları kuyuya kendileri yuvarlanır. Çizgisini bozmayanlar topluma faydayı sürdürürken, kayıp yoldan çıkanlar ise kötülerin oyuncağı olur.
Bu yüzden Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, yüce yaratıcının takdirini teslimiyetle karşılamalı, yalan ve iftira kampanyalarıyla halkın değer yargılarını tüketerek masumlara zarar vereceğini sanan zavallılar yüzünden endişe taşımamalı. Her olumsuzluğa göğüs gerenlerin, bir süre sonra mazlumun iniltisini sevinç ve mutluluğa dönüştüreceğini unutmamalı. Küçücük bir ışığın her an karanlığı dağıtıp parçalayacağı ümidiyle gayrete devam etmeli.
*Fethullah Gülen Hoca Efendinin “herkul.org” sitesindeki yazısından faydalanıldı

