ERDOĞAN’IN SİYASİ SERÜVENİ – İsmail S. Gülümser

ufuknoktasi
9 dk. Okuma

Erdoğan Karadenizli bir babanın çocuğu kalıtsal olarak Lazlara ait heyecan duygusuyla hareket
etmeye öne çıkmak için her yolu denemeye müsait biri. Bu yüzden bulunduğu her ortamda şartları
zorlayarak ilerlediği söylenebilir. Karakterini devraldığı babası Beyoğlu gibi her türlü zaafa açık bir
semtte oğlunu İHL ye göndererek onu kötü alışkanlıklardan korumayı düşünmüş. Orada da taşkınlığa
açık arkadaşlara uyma ihtimali olsa da, şiddetle hizaya sokmaya hazır baba dayağı onu yanlış
alışkanlıktan kısmen uzak tutmuş.
MTTB’li heyecanlı bir gençlik yılları
Bulunduğu okul ortamının ve ailesinin etkisiyle o da çevresindekiler gibi Erbakan’ının başlattığı “Millî
Görüş” hareketine sempati duymuş. İstanbul’da inancına bağlı gencin mumla arandığı dönemde, 19-
20 yaşındayken MTTB Kültür Müdürlüğü görevi verilmiş. 1976 da henüz 22 yaşındayken Milli Selamet
Partisinin Beyoğlu İlçe Gençlik Kolu Başkanlığı ve İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığını üstlenmiş.
1980 darbesinde partinin kapatılmasına kadar İstanbul il gençlik teşkilatını yönetmiş. 1983’te Özal’ın
siyasi özgürlüklerin önünü açmasıyla kurulan Refah Partisine katılmış. 1984’te Beyoğlu ilçe başkanı
iken, partililerden ev ev dolaşma isteyip halkla temasın yolunu açmış.
1985’te henüz 31 yaşındayken Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı ve MKYK üyeliğine seçilmiş.
1986’da İstanbul milletvekilliğini kaybetmiş. Erbakan hoca, güce ve mülke çok düşkünlüğünü o
günlerde tespit emiş. 1994’teki İstanbul adaylığına sıcak bakmamış ama o partiyi örgütlemiş onu
baypas edip öne geçmiş.
Hileyle kazanılmış belediye başkanlığı
Belediye başkanlığı kazanmak için her şeyi denmeye müsait olan Erdoğan, seçim öncesi partililere
sokakları paylaştırmış. İSKİ skandalı gibi yolsuzlukları ev ev dolaşıp anlatarak halkı ikna etmeye
çalışmış. Seçim günü ise partililerden sandık görevlileri yorulup ayrılınca sayım listeleri üzerinde
oynama yapmalarını istemiş.
Bütün bunların ardından, sağ oyların ANAP’tan İlhan Kesici (%22) ve DYP’den Bedrettin Dalan (%15)
arasında, sol oyların ise SHP’den Zülfü Livaneli (%20) ve DSP’den Necdet Özkan (%12) gibi güçlü
adaylar arasında paylaşılmasıyla %37 sağ, %35’e yakın sol oy bölünmüş. Her türlü hileli yolu
kullandığı bir seçimde %25’lik oyla sağ ve sol partileri geçip İstanbul Belediye Başkanlığını kazanmış.
Başkanlığı döneminde İstanbul’un kronik hale gelmiş büyük sorunlarını çözmek gibi herkese sıcak
gelen başarı hikayeleriyle sürekli kendi reklamını yaptı. Önceki belediye başkanları döneminde
başlamış “çöp dağlarının temizlenmesi, su kesintilerinin önlenmesi, Haliç’teki kokunun giderilmesi,
kömür kullanımıyla oluşan hava kirliliğine karşı doğalgaz hattının yaygınlaşması, köprülü kavşakla ve
metro ile şehir trafiğinin rahatlatılması, dar gelirliler için toplu konut yapılması, ihtiyaç sahiplerine gıda
ve yakacak desteği verilmesi” gibi projelere dışardan alınmış kredilerle büyük mali kaynak harcamış.
Bütün bunlar olurken her projeden örtülü ödenek oluşturup kendine büyük mali kaynaklar ayırmış.
Fakirlikten gelme bir gencin para kazanma hırsı
Başkanlığı döneminde yapılan yolsuzluklar ve sermaye gruplarına verdiği paralar Sayıştay raporlarıyla
tespit edildi. Yakınları üzerine para aktararak kendine ekonomik güç oluşturma modeli kurduğu
kayıtlara girdi. Belediye işlerini şirketlere devretmek suretiyle denetimden kaçırdığı KİPTAŞ, İGDAŞ,
İSFALT ve Kültür A.Ş. gibi şirketler aracılığıyla çevresini zengin ettiği belirlendi. Başlangıçta küçük bir
taşıma şirketi olan Albayraklar o dönem büyük bir holdinge dönüştü. Akbil gibi güya elektronik bilet
sistemi üzerinden kendi hesaplarına kayıt dışı para aktardıkları gündeme geldi, ancak uzun süren
yargı süreci takibini engelledi
Belediye işlerini devrettikleri her şirketten Erdoğan’a yıllarca “huzur hakkı” adı altında ayrıca kaynak
aktarılmış. Rahmetli Mustafa Koç’un, Erdoğan hakkında, “Herkes parti kurarken iş adamı olarak bize
müracaat eder ve yardım ister. Ancak AKP kuruluşu döneminde Erdoğan bize gelmedi, çünkü onun
yardıma ihtiyacı yokmuş. Nereden bulduysa bir milyar dolarlık kaynakla parti kuruyormuş” dediği
medyada yer aldı. Belediye kasasından yolsuzluğa dayalı olarak topladığı mali kaynakla Erbakan’ın
Fazilet partisi dahil tüm partilerle haksız rekabet şartları oluşturup öyle siyasete başladığını açıkça
ifade etti.

Bu dönemde bir yandan da gıda dağıtımı yapan bir özel sektör firmasında önce muhasebecilik,
ardından ticari müdürlük görevi yaparak geçimini sağladığını söyledi. Gelirlerin kaynağı olarak kardeşi
Mustafa Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen’in Ülker dağıtımını yapan şirketteki %10 gibi çok küçük bir
hisseden geldiğini savundu. Başbakan olunca bunları satıp ticari faaliyetini bitirdiğini anlattı.
AKP örtülü ödenekte toplanan haksız kaynaklarla kuruldu
Resmi kayıtlar bunlardan ibaret görünse de gerçek bununla sınırlı değil. AKP iktidara geldikten sonra
perde arkasındaki pazarlıklarla pay almaya devam ettiği polis tutanaklarına yansıdı. Erbakan’ın kurup
geliştirdiği partinin itibarını kullanarak belediye başkanı seçilmişti. Ancak belediyenin her işinde ondan
bağımsız kendine bir para havuzu kurmuştu. İlk fırsat bulduğunda onu marjinallikle suçlayıp bayrak
açtı ve hırsızlıktan topladığı mali güçle AKP ortaya çıktı. Parti kuruşunda onun elindeki tüm deneyimli
kadroları yanına alıp eski ekip arkadaşlarının üstüne basarak ezip geçti. Hasılı yolsuzluktan derlenen
kaynaklarla eski başkanın elinden Millî Görüş teşkilatını alıp siyasi birikimine kondu.
İktidar olduktan sonra İstanbul’un gelişmesi için alınan dış kredilerde olduğu gibi, bu kez tüm ülke
kalkınıyor görüntüsü oluşturarak ihalelerden pay alma alışkanlığı yurt geneline yaydı. Kısıklı’daki
evinin altında kurduğu büyük çelik kasalarda ülkeyi haraca bağlayan bir sistemden elde edilen
servetler saklanıyordu. Her nasılsa bu kayıt dışı para trafiği bir şekilde polisin radarına takıldı. 17-25
Aralık 2013’te polisler tarafından tespit edilip hakkında işlem başlatıldı. Evdeki paraları sıfırlamak için
ailesiyle yaptığı konuşmalar medyaya yansımasına rağmen, o büyük bir pişkinlikle hırsızlığın üstünü
örtüp kendini temize çıkarmaya çalıştı. Yargı kıskacından kurtulmak için hırsızlığı soruşturan polisleri
suçladı. Emir eri haline getirdiği yargıçlar eliyle hapse attırdığı polisler ve olayı takip eden gazeteciler
yaklaşık 10 yıldan beri hala içerde.
15 Temmuz ve sonrası
Kurduğu kirli çark sayesinde bir yandan şişirilmiş maliyetlerle kendine kaynak aktarmaya çalışırken,
diğer yandan da ülkenin geçmişten günümüze gelen sorunlarını çözme görüntüsü oluşturdu. İstanbul
belediye başkanlığı döneminde yargıdan kaçacak yollar bulmuş ve bir şekilde el altından ödenen
rüşvetlerle yargıçların elinden paçasını kurtarmıştı. Ancak 2013’ten sonra işin yüce divana gitmek
olduğunu görünce vites yükseltti. Daha önce suçlayıp hapsettiği Perinçek ekibini, hapisten çıkarıp
onlarla ülkede senaryo bir darbe planı hazırladılar. 15 Temmuz ülke üzerine çöreklenmiş bir suç örgütü
ile suç üstünde yakalanmış Erdoğan’ın menfaat ortaklığı üzerinden birlikte ülke yönetimini ele geçirme
girişimidir
Bu senaryoda Hakan Fidan, Milli savunma bakanı olma karşılığında Hulusi Akar’ın desteğini arkasına
aldı ve ikisi birlikte Erdoğan’ı bütün suçlardan kurtarmak amacıyla ülkenin tüm kurulu düzenini
dağıttılar. Bu fırsatı kullanarak ordudaki birikmiş kadroların çoğunu suçla ilişkilendirip tasfiye ettiler.
Emniyet ve adalet sisteminde ileriden işledikleri suçların hesabını sorabilecek cesarete sahip insanları
hepsini terörle suçladılar. Hizmetin insanlık için ürettiği tüm olumlu faaliyetleri dağıttı sorumlularını
yargıya teslim ettiler.
15 Temmuz ülkede dikta rejimine giden yolun önünü açtı. Ellerine geçirdikleri sınırsız yetkilerle yargıyı
bir sopa gibi kullanarak istediklerini tutuklattı, istediklerinin özgürlüğünü gasp ettiler. Ülkeyi bütünüyle
kontrol altına alırken kendi emirlerinde çalışan ya da verdiği yüzdelerle servet aktaranları koruyup
kolladılar, karşı çıkanları ise yargı yoluyla insan haklarından mahrum ettiler.
Partiler dahil tüm sosyal gruplar şantaj tehdidi altında
Tüm kontrol mekanizmalarının hızla tek kişiye teslim edildiği bir ülkede, halkın elindeki imkanlar sırayla
gasp ediliyor. Partiler, sivil toplum örgütleri ve sağdan soldan çeşitli örgütlü toplum grupları hakkında
iftiraya dayalı suçlar üretiliyor. Her insani çabayı suç kapsamına sokup cemaati yargılamışlardı, aynı
yöntemi başka kişi ve gruplara uyguluyorlar. Süleyman efendi talebelerinin “ yasal eylemleri yasadışı
gibi gösterdi ve halkın onları savunmasını engellediler. Sonra da üst kadroyla başladıkları yargılamayı
alta doğru genişletiyorlar.
Ülkenin bütün büyük firmalarının gelirlerine ortak olacak yollar buldu, şantajla bir şekilde hepsini esir
aldılar. Kimseye hesap vermek zorunda olmadıkları örtülü ödenekler üzerinden devlet bütçesini aşkın
kaynak oluşturdu istediklerini parayla tehditle şantajla teslim aldılar. Üst yönetim adeta mafya teşkilatı
gibi çalışıyor. Yapılan her işin bir bedeli var, anlaşmaya yanaşmayana iş yapma imkânı tanımıyor.
Yaptıkları işte yalnız değiller ülkede karanlık emeli olan kirli ortaklarla her haksızlığı yapıyor ve
soykırımı savunuyorlar. Perinçek, dini gruplarının kökünü kazıyacağız demişti, dindar birini kullanarak

ellerini kirletmeden toplum kesimlerini tüketiyorlar. Erdoğan da onların hukuksuzluğa yatkın
yöntemlerini kullanarak ajandasındaki atadan oğula geçecek saltanat hayalinde mesafe alıyor.

Paylaş
Yorum yapılmamış